Merkez Bankası verilerine göre bankalarda vatandaşlara (yurtiçi yerleşik) ait döviz mevduat hesaplarının 200 milyar dolar civarında olduğunu hatta biraz daha fazla olduğunu biliyoruz.. Çok değil bundan 1 sene kadar önce elinde dolar olanların neredeyse vatan haini ilan edildiği bir ülkede ki; geçen sene Ağustos başında bu rakam 110 milyar dolar civarındaydı, bugün kimse ses çıkarmıyor. Oysa 100 dolar bozdurup dekontunu getirene indirim yapan esnaflar bile vardı.
Hükümet peş peşe bir çok hamle yaptı ve dövizin ateşini söndürmeye çalıştı. Allah’tan Trump bu arada yeni tivitler atmadı da taklaya gelmedik. Yine da vatandaşın TL’ye olan inancı yetersiz kalıyor. Demek ki yapılan hamleler yetersiz ya da inandırıcı değil.
İnsanların bu kadar yüksek faizlere rağmen hala parasını dövizde tutuyor olmasının mutlaka belli başlı sebepleri var. Öncelikle ekonomi yönetimine olan güvensizlik. Bana göre bir diğer sebep de bu kadar yüksek faize rağmen halkın yaşadığı enflasyonun piyasada deklere edilenden çok daha fazla olmasıdır. Doğalgaza, elektriğe, suya, benzine, vergilere yani neredeyse her şeye peşpeşe zamlar geliyor ve anladığım kadarıyla gelmeye de devam edecek.
Resmi rakamlara göre ülkedeki yıllık enflasyon %13 civarlarında. Yani 1 sene önce elinizdeki 1000TL bu enflasyon kaybına göre size şu anda 870TL’lik bir değer ifade ediyor olmalı. Ama vatandaş buna inanmıyor. İnanmıyorki; parasını yüzde 17-18’lerdeki faizde değil dövizde tutuyor.
Piyasalarda uzun zamandır çok ciddi bir likidite sorunu var. Bunun da temel sebebi insanların ekonomiye ve dolayısıyla ekonomiye yönetenlere olan güvensizliğinden dolayı paralarını dövize fiksleyip beklemesidir.
Önümüzdeki günlerde faiz oranları muhtemelen 2-3 puan daha düşürülecek. Aslında işin matematiğine bakarsan faizler düştükçe insanların dövize olan iştahı artar. Muhtemelen de böyle olacak. Faize müdahele sonrası dolarda bir miktar daha yukarı yönlü hareket görme ihtimalimiz yüksek.
Yüksek faiz bu ülke ekonomisi için en tehlikeli argümanlardan biridir. Elinde parası olan insanı yatırımdan uzaklaştırmış olursunuz. Ev almaya niyeti olan vatandaş parasını yüksek faize yatırıp daha uygun fiyatla kirada oturmaya devam eder. Yatırım yapmaya niyeti olan sanayici yüksek faizde elde edeceği kazancı satışlardan elde edemeyeceğini bildiğinden yatırımdan vazgeçer. Yani piyasadaki oyuncular elindeki sermayeyi bankada faize yatırıp köşesine çekilir ve bekler.
Yüksek döviz fiyatı da bu ülke ekonomisi için tehlikeli argümanların diğeridir. Enerjide dışa bağımlı bir ülke olduğumuz için döviz fiyatlarının yükselmesi ülke olarak borcumuzu artırır, refah seviyemizi ve milli gelirimizi düşürür. Dövizin artma potansiyeline olan inanç da vatandaşı dövize yönlendirir.
Yani yukarı tükürsen dolar, aşağı tükürsen faiz. Çok fena bir kıskacın içinde sıkışmış durumdayız. Bu konu üzerine daha önce de birkaç kez kelam etmiş ve görüş belirmiştim. Bir kez daha not düşeyim. Bu ülkenin yetiştirdiği çok değerli ekonomistler ve bilim adamları var. Hiçbir siyasi polemiğe ve ayrımcılığa düşmeden bu değerli insanlardan oluşturulacak bir ekibin ekonomiye yön vermesinde fayda var. Bu işler eniştelerle, kayınçolarla, bacanaklarla olacak gibi durmuyor.
Bir de ülkede pek çok sektöre yön veren, lokomotif sektör olan inşaat sektörünün bir an önce ayağa kaldırılması gerektiğini ifade etmeliyim. Daha önce atılan yanlış adımlar ve geriye dönük işletilen yanlış kararlar sonucu bekleyen pek çok proje var. Özellikle kentsel dönüşüm projeleri doğru çalıştırılmış olsa idi kriz bir nebze daha hafif geçiştirilebilirdi. Yeni kentsel dönüşüm kanunu ile hiçbir müteahhit bu işlere bulaşmaz.
Ne doğayı, ne çevreyi, ne vatandaşı, ne de gerçek anlamda müteahhitlik yapanları mağdur etmeyecek yasal düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi gerekir.
Suriyeliler ve Suriye operasyonlarının ülke ekonomisine verdiği ekonomik hasarın boyutları da üç aşağı beş yukarı herkesçe malum. Bu zararı minimuma indirecek hamlelerin bir an önce hayata geçirilmesi gerekir diyeceğim ama Edirne’de bekletilen otobüsleri (!) kastetmiyorum tabiki. Bu kadar yük bu ülkeye sizce de fazla değil mi?
Faizin düşük olduğu, dolarizasyonun bittiği, ekonominin coştuğu, herkesin huzurlu ve keyifli olduğu günler dileyeceğim ama Trump’un tivit atmasından çekiniyorum.
Ümit ATİLLA
10.09.2019