TURKSAT KABLONET FIRSATI

Mudanya gen tr - Mudanya nın Yüksekten Uçan Martısı - Son dakika haberleri

Font Boyutu
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

ALIN TERİNİN NAMUSU…

E-posta

Suat OrunçVerilen her türlü emeğe karşı maddi ya da manevi karşılık bulamama kişide ruhsal ve ahlaki yozlaşma yaratır. Kişi emeğinin karşılığını vermeyen kişi ya da kuruma güven duyamaz hale gelir. Emek misliyle karşılık bulmalı ki hak yerini bulsun.  İnsanoğlunu ruhsal anlamda sağlıklı tutacak en önemli şeylerden biri de hakkını almasıdır.

Hak bir emanettir, emaneti kişi ya da toplum korumakla mükelleftir.  Düşünün ki birine emanet ettiğiniz her hangi bir şeyiniz olsun, o kişi emanet ettiğiniz şeyi sizden başkasına verirse size karşı haksızlık yapmış olur. Olması gereken emaneti size vermesidir. Hak-ta bir emanettir kişi veya toplum o hakkı korumadığı zaman haksızlıkta bulunmuş olurlar. Peki bu HAK  kimin emanetidir? HAK- IN sahibi kimdir? HAK-IN sahibi her şeyin sahibi olan Yüce Yaratıcıdır. Hak-IN sahibi sadece insanı mükellef tutmuştur hak-kı koruması için.                                                                                        

Hak, toplumsal huzurun temel taşlarındandır.  Bir toplumda hak gözetilmeyip haksızlık   yapılıyorsa o toplumda toplumsal huzurdan bahsedemeyiz. Çünkü hakkın azı da çoğu da zulümdür. Hak paylaşımının adil olmadığı toplumlarda ahlaki yozlaşmanın görülmesi kaçınılmazdır.  Hak ettiğinden fazlasını alan bireyde şöyle bir durum ortaya çıkar; şımarma ve şımarmanın birlikte taşıdığı kibir. Kişi kibrinden dolayı kendisindeki eksikliği göremeyecek ve kendi insani gelişimi noktasında herhangi bir gayret göstermeyecektir. Çünkü kibir insanın kendisini görmesini engeller; kişi ne olduğunun farkına varamaz. Kendi kişiliğine karşı bu bilinçsizliği, kendi insani gelişimine en büyük engeldir. Böyle bir insan, sürekli bütün gayretini kendi gelişimine değil kendisine hakkından fazlasını verenlere harcayacaktır. Bu kişiler saygınlıklarını, sahip oldukları şahsiyete ve kazandığı  liyakata değil, korkuya ve çıkara dayalı samimiyetsiz ilişkilerle sağlayacaklardır. Makam ya da sahip oldukları şeyler bu kişileri değerli kılacaktır. Aslında olması gereken o kişilerin makama gelmeleriyle o makamın değerinin artmasıdır.  Hak ettiğinden azını alan ya da hak ettiğini alamayan kişide ise hayal kırıklığı ve öfke yer alacaktır. Zamanla bu iki duygu kişide, kaçış ve isteksizlik oluşturacak,  idealistliği bitirecektir. Kişi, topluma ve çevresine küskün bir yaşam sürecektir. Ya da bu kişi hakikatten ayrılarak, hak etmediğini alanların yolundan gitmenin daha akıllıca olduğunu kendisine telkin edecektir.  Hakikatin yolundan gitmeden, hak etmeden bir şeylere sahip olmaya çalışacaktır. Bu durum kulun kula kulluğunu doğurur. Toplum ve birey için  en tehlikeli olanı da bu yoldur.  Ancak istisnai bazı insanlar ruhlarındaki yücelik sayesinde hakikatin yolundan ayrılmayarak haklarını her şeye rağmen aramaya devam edeceklerdir.
    

Bireysel hakların korunduğu, toplumun adil ve dengeli olduğu,  insanlar arasında ayrımcılık, mahrumiyet, aldatılmışlık hissinin olmadığı bir durumda inançlar daha güçlü, kalpler daha aydın, ahlak daha temiz kalır. Hakkın eşit paylaşımı ya da hak edenin hakkını alması toplumsal gelişmenin en büyük katalizörüdür. Hak, herkese eşit mesafede olursa ve herkes bu hakka nasıl ulaşacağını şeffaf  bir şekilde görürse, ne yapması gerektiğini de bilir. Hakka ulaşmak için her birey hakkın doğurduğu sorumlulukları yerine getirmeye çalışır bu da toplumda dinamizmi oluşturur.  Herkeste çalışmasının bir sonucu olacağı inancı doğar.  Çalışma, toplumda sürekli zihinsel ve pratik anlamda yenilikler meydana getirir. Bu toplumlarda uyuşukluğun, yerinde kalmanın, gelişememenin belirtileri görülmez. Çünkü hakka ulaşmak için emeğin sarf edilmesi gerekliliği toplum tarafından bilinir. Böyle toplumlar çağın ruhunu yakalayan, yenilikleri satın alan değil, yenilikleri yaratan toplum olurlar. Haksızlık ise toplumsal gelişimi engeller. Hak paylaşımının adil olmadığı toplumlarda sebepsiz ve nedensiz yere bazı insanların yükseldikleri ve refah içinde yaşadıkları görülür. Liyakat ve yeterlilik ile hak ve fayda arasında bağlantı görülemez. Liyakata bağlı kalınmadan yükselme sübjektif değerlendirmeleri doğurur. Kişiler çalışarak değil de yaranarak bir şeylere sahip olmaya çalışırlar.  Ekonomik anlamda sosyal anlamda toplumda uçurumlar oluşur. Toplumsal güç yerini bireysel güce ve zenginliğe bırakır. Böyle toplumlarda zenginlik ailelerde ya da kişilerde olur. Böyle toplumlar zayıf toplumlar olurlar. Çünkü toplumun gelişim enerjisi belli kişilerin ya da sınıfların zenginliğine, güçlü olmasına akar.

Her varlık, varlık olması itibarı ile potansiyel hak sahibidir. Yeryüzünde iradesi akıl ile desteklenen tek varlık insandır. İnsan eşsiz özelliği ile diğer canlılardan üstün durumdadır. Bu üstün olma hali insanoğlunu tabiatın efendisi konumuna sokmaktadır. Tabiatın Efendisi olan insan tabiatla ve kendi türü ile olan ilişkisini Hak üzerine oturtursa Yaradan tarafından verilen görevini yerine getirmiş sayılır. Hak- tan uzaklaştıkça Hak-kın sahibinden de uzaklaşırız. 
  

Hak sahibini bulmadan Alın Terinin Namusu temizlenmez…  

Suat ORUNÇ 

Son Güncelleme ( Pazartesi, 22 Mayıs 2017 22:08 )  

Mudanya Türk Telekom Kampanya

ekol elektrik mudanya

Yamaç Tepe Cafe  Mudanya Yıldız Tepe Mevkii

Bursa Hava durumu

BURSA HAVA DURUMU